Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

BÖLÜM 1 – SEVR ANTLAŞMASI “Karanlığın Gölgesinden Direnişe…”

 

BÖLÜM 1 – SEVR ANTLAŞMASI: KARANLIĞIN GÖLGESİNDEN DİRENİŞE

Yazan: Yalçın Alganer

Tarih: 26 Temmuz 2025

Tarihimizin En Karanlık Günü: 10 Ağustos 1920

10 Ağustos 1920… Türk milletinin tarih sahnesinden silinmek istendiği, tarihimizin en karanlık günlerinden biri.

O gün, Paris’in banliyösü Sèvres’deki Seramik Müzesi’nde (Musée National de Céramique de Sèvres) bir yanda Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Lehistan (Polonya), Portekiz, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı (Yugoslavya) ve Çekoslovakya gibi Düvel-i Muazzama (Büyük Devletler), diğer yanda ise teslimiyet içindeki Osmanlı Hükûmeti olmak üzere tam 433 maddelik Sevr Antlaşması (Sevr Sulh Muâhedenâmesi) imzalandı. ABD ve Sovyetler Birliği bu karartma belgesine imza koymamıştı. Sevr, alelade bir antlaşma değil, bir milletin varlığını hedefe koyan açık bir teslimiyet senaryosuydu.

 

“Sevr Antlaşması’nı imzalamaya gönüllü giden Damat Ferit Paşa ve teslimiyetçi saray yönetimi, tarihe bir hezimet sembolü olarak geçti.”

 

Çöküşün Tarihsel Arka Planı ve Tutsaklık Düzeni

Bu belge bir anda ortaya çıkmadı; yüzyıllar boyunca adım adım örülen bir çöküş planının son perdesiydi. Fatih Sultan Mehmet’in Venediklilere, Kanuni’nin Fransızlara tanıdığı ayrıcalıklardan 1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması’na; 1856 Paris Antlaşması’ndan Tanzimat ve Islahat Fermanlarına; Kırım Savaşı borçlanmalarından 1875 Muharrem Kararnamesi ve nihayetinde 1881 Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) kıskacına uzanan süreç, ekonomik ve idari bağımsızlığın aşama aşama ipotek edilmesine yol açmıştı.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı fiilen çaresiz bırakıldı. Galip devletler diğer mağlup ülkelerle barış masasına otururken Osmanlı’yı doğrudan masaya dahi çağırmadılar. Bunun yerine 14 Nisan 1920’de San Remo’daki Villa Devachan zirvesinde gizlice toplanarak Anadolu’nun paylaşımını ve Orta Doğu’nun mandater yapısını kararlaştırdılar.

 

“Sevr Antlaşması’nı kayıtsız şartsız kabullenip imzalamak üzere Paris’e gönderilen Osmanlı heyeti.”

 

Ankara’nın Doğuşu ve İradenin İlanı

22 Nisan 1920’de Osmanlı’ya yapılan Paris Barış Konferansı daveti yalnızca bir formaliteden ibaretti. Ancak aynı günlerde Anadolu’da tarihi bir kırılma yaşanıyordu: 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. 30 Nisan 1920’de Ankara Hükûmeti, İstanbul’dan bağımsız yeni bir milli iradenin doğduğunu tüm dünyaya ilan etti. 18 Haziran’da ise Meclis, Misak-ı Millî ilkelerine bağlı kalınacağını ve vatanın bölünmesine asla izin verilmeyeceğini duyurdu.

 

“Marmara ve Boğazlar fiilen işgal altındaydı. Sevr Antlaşması, bu işgalci statüyü hukuki kılma çabasıydı.”

 

Bu kararlı duruş karşısında İtilaf Devletleri baskıyı artırarak Yunan birliklerini Anadolu içlerine sürdü; Uşak, Balıkesir, Bursa ve Trakya işgal edildi. Amaç, filizlenen milli direnişi boğmaktı. Osmanlı Saltanatı ise direnmek yerine teslimiyeti seçti. Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığındaki heyet 25 Haziran 1920’de Paris’e gitti ve Sevr şartlarına boyun eğdi.

 

“İstanbul sokaklarındaki işgalin hazin gölgesi: Galata Köprüsü’nden geçen yabancı işgal birlikleri…”

 

Teslimiyetin Karşısında Yükselen Kuva-yı Milliye Ruhu

10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, egemenliğin ve onurun ayaklar altına alınmaya çalışıldığı bir hezimetti. Saray çevresi, işbirlikçi bürokrasi ve mütareke basını böl-yönet politikalarına alet olurken; bu karanlığın karşısında bir avuç cesur insan duruyordu: Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dava arkadaşları ve Kuva-yı Milliye ruhunu taşıyan vatanseverler.

 

“Sevr’i Türk milletine zorla dikte ettirmek amacıyla Anadolu içlerine sürülen işgalci Yunan ordusu ve temsilcileri.”

 

Onlar sayesinde tarihin en haklı ve en meşru direnişi başladı. Ancak o gün sorulan soru bugün de geçerliliğini korumaktadır: Sevr imzalandı ama kirli senaryolar bitti mi? Şark Meselesi’ni diri tutmak isteyenler emellerinden vazgeçti mi?

İşte bütün mesele buydu… Ve hâlâ da öyle…

 

“İşgalcilerin İstanbul meydanlarındaki gövde gösterisi: Onurun ayaklar altına alınmak istendiği o karanlık günler…”

 

Sonraki Bölüm:

Bölüm 2: Lozan Antlaşması: Karanlıktan Cumhuriyete

(Beau-Rivage Oteli’nden Rumine Sarayı’na uzanan diplomasi savaşları…)

 

 


Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Yorum Yazın

Best Choice for Creatives
This Pop-up Is Included in the Theme