BÖLÜM 1 – SEVR ANTLAŞMASI
Karanlığın Gölgesinden Direnişe…
Yazan: Yalçın Alganer
10 Ağustos 1920…
Tarihimizin en karanlık günlerinden biri…
“Sevr Antlaşması’yla Osmanlı’nın paylaşım planı açıkça çizilmişti.”
O gün, Paris’in banliyösü Sèvres’deki Seramik Müzesi’nde (Musée National de
Céramique de Sèvres), Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan,
Belçika, Yunanistan, Hicaz, Lehistan (Polonya), Portekiz, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı (Yugoslavya), Çekoslovakya gibi Düvel-i Muazzama (Büyük Devletler) bir yanda, yalnızca Osmanlı Hükûmeti diğer yanda olmak üzere, tam 433 maddelik Sevr Antlaşması (Sevr Sulh Muâhedenâmesi) imzalandı.
Bu kara sayfada ABD ve Sovyetler Birliği ise imzacı olmadı.
Sevr sadece bir antlaşma değil, bir teslimiyet belgesiydi.
“Sevr Antlaşması’nı imzalamaya gönüllü giden Damat Ferit Paşa, tarihe bir ihanet sembolü olarak geçti.”
Bu belgeyle yalnızca Osmanlı toprakları değil; ekonomik, adli ve idari bağımsızlık da
toptan ortadan kaldırılmak istenmişti.
Ancak bu antlaşma bir anda ortaya çıkmadı.
Yüzyıllar boyunca içten içe işlenen bir çöküş planının son perdesiydi.
Fatih Sultan Mehmet’in Venediklilere, Kanuni’nin Fransızlara verdiği kapitülasyonlar;
1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması, 1856 Paris Antlaşması, Tanzimat ve Islahat
Fermanları, Kırım Savaşı ve dış borçlar, 1875 Muharrem Kararnamesi, ve nihayetinde 1881 Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi)…
10 Ağustos 1920 – Sevr Antlaşması’nın imzalandığı gündü.
Bunların tümü, adım adım kurulan ve sonuçta Sevr’e çıkan bir tutsaklık düzeniydi.
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, fiilen Osmanlı’nın elini kolunu bağladı.
Galip devletler, Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan gibi mağlup ülkelerle barış görüşmeleri yaparken, Osmanlı’yı masaya dahi çağırmadılar.
Bunun yerine 14 Nisan 1920’de San Remo’da Villa Devachan’daki konferansta gizlice toplanarak, Osmanlı’nın paylaşımını ve Osmanlı sonrası Orta Doğu’nun mandater statüyle yeniden şekillendirilmesini kararlaştırdılar.
“San Remo’da alınan kararlar, Sevr’in zeminini oluşturdu. 1920 Nisan’ında toplanan galip devletler, Osmanlı’nın sonunu resmen belirleyen taslağı bu gizli zirvede şekillendirdi.”
Ardından 22 Nisan 1920’de Osmanlı’ya Paris Barış Konferansı daveti geldi.
Ama bu sadece formaliteydi.
Hedef, bu paylaşım planının Osmanlı’ya zorla onaylatılmasıydı.
Aynı günlerde Ankara’da, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu.
30 Nisan 1920’de, yeni Ankara Hükûmeti, tüm dünyaya ve galip devletlere, İstanbul’dan bağımsız yeni bir yönetim kurulduğunu ilan etti.
18 Haziran’da ise, yeni Meclis, Misak-ı Millî’ye (Ulusal Ant) bağlı kalınacağını ve ülke
topraklarının bölünmesine izin verilmeyeceğini açıkça bildirdi.
Bu kararlılık karşısında İtilaf Devletleri, “B Planı”nı devreye soktu:
İzmir’e çıkarılmış olan Yunan birlikleri Anadolu içlerine sürüldü, Uşak, Balıkesir, Bursa ve Trakya işgal edildi.
Amaç, Anadolu’daki direnişi bastırmak, iç isyanları kışkırtmaktı.
Osmanlı Saltanatı ise direnmek yerine boyun eğdi.
Sevr Antlaşması’nı imzalamak üzere Paris’e gönderilen Osmanlı heyeti
Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığındaki heyet, 25 Haziran 1920’de Paris’e
gönderildi ve Sevr şartlarını kayıtsız şartsız kabul etti.
“İstanbul, fiilen işgal altındaydı. Sevr, bu durumu hukuki hâle getirdi.”
10 Ağustos 1920’de bu heyet, Sevr Antlaşması’nı imzaladı.
Bu tarih, yalnızca bir diplomatik hezimet değil, onurun ayaklar altına alındığı bir gündü.
Ama ne yazık ki, tarihten ders alınamadı…
Alınsaydı, tarih bu kadar çok tekerrür etmezdi.
İstanbul sokaklarındaki işgalin hazin gölgesi: galata Köprüsü’nden geçen yabancı askerler…
Sevr, sadece işgalle değil, içeriden çöküşle de hazırlanmıştı.
Saray çevresi, bürokrasi, mütareke basını ve işbirlikçiler…
“Divide et impera” yani o klasik “böl ve yönet” oyunu başarıyla oynanmıştı.
Maalesef o dönemde yalakalık, yandaşlık, jurnalcılık ve himayecilik, bir nevi geçer
akçe olmuştu.
“Sevr’e karşı Anadolu’da halk ayağa kalktı. İşgale karşı ilk kitlesel tepkiler İstanbul meydanlarında yankılandı.”
Bu teslimiyetin karşısında bir avuç cesur insan vardı.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları…
Kuvayi Milliye ruhunu taşıyan vatanseverler…
Onlar sayesinde Anadolu’da, tarihin gördüğü en haklı ve en destansı direniş başladı.
Ama sorulması gereken soru şuydu:
“Sevr Antlaşması imzalandı… Ama acaba oyunlar bitti mi? Bedhahlar (kötü niyetliler) vazgeçti mi?”
İşte bütün mesele buydu…
Ve hâlâ da öyle…
Sonraki Bölüm:
Lozan Antlaşması: Onurlu Bir Direnişin Taçlandığı Gün
(Beau-Rivage Oteli’nden, Rumine Sarayı’na uzanan diplomasi savaşları…)
Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.