Bergama (Pergamon) Antik Kentinde, Suyun Şifaya Karıştığı Kutsal Bir Alan: Asklepieion (Asklepion)…
Bazı tarihî mekânlar vardır; yalnızca kalıntılarıyla değil, taşıdıkları öykülerle de insanı etkiler, düşündürür ve geçmişin derinliklerine götürür.
Bergama’daki Asklepion da benim için böyle bir yer oldu.
23 Eylül 2023 tarihinde yeniden ziyaret ettiğim Bergama Antik Kenti’nde, özellikle Asklepion’dan çok etkilenmiştim. Gezi sonrasında bu antik sağlık merkezini araştırdıkça, karşıma son derece zengin bir tarihî ve kültürel birikim çıktı.
Bu kez sizleri, yaklaşık 2.400 yıl öncesine, insanların şifa arayışında tıbbı, doğayı, inancı ve çeşitli tedavi yöntemlerini bir araya getirdiği çok özel bir merkeze götürmek istiyorum.
Asklepios Kimdi? Mitolojiden Tıp Tarihine…
Asklepieion, adını Antik Yunan mitolojisinde sağlık ve hekimlik tanrısı olarak kabul edilen Asklepios’tan alır.
Mitolojiye göre Asklepios, tanrı Apollon ile Koronis’in oğludur. Hekimlikte öylesine ustalaşır ki, yalnızca hastaları iyileştirmekle kalmaz, ölüleri bile dirilttiğine inanılır.
Ancak bu olağanüstü yetenek, tanrıların tanrısı Zeus’u öfkelendirir. İnsanların ölümsüzlüğe ulaşmasından korkan Zeus, Asklepios’u yıldırımlarıyla öldürür.
Asklepios, ölümünden sonra tanrılaştırılır ve sağlıkla şifanın simgesi haline gelir.
İşte onun adına kurulan kutsal tedavi merkezlerine Asklepieion, yaygın kullanımıyla Asklepion adı verilmiştir.
Antik dünyada Epidauros, Kos (İstanköy) ve Bergama gibi merkezler büyük ün kazanmıştır.
Bunların arasında Bergama Asklepion’u, günümüze ulaşan etkileyici kalıntılarıyla özel bir yere sahiptir.
Bergama Asklepion’u: Antik Dünyanın Önemli Şifa Merkezlerinden Biri
Bergama’daki Asklepion’un geçmişi MÖ 4. yüzyıla kadar uzanmaktadır.
Pergamon Krallığı döneminde gelişen bu kutsal alan, özellikle Roma İmparatorluğu zamanında, MS 2. yüzyılda en parlak dönemlerinden birini yaşamıştır.
İmparator Hadrian dönemindeki kapsamlı düzenlemelerle büyüyen ve görkemli bir mimari bütünlüğe kavuşan merkez, antik dünyanın önemli sağlık ve tedavi merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Burada yalnızca hastalıkların tedavisi amaçlanmıyordu. İnanç, dinlenme, su, müzik, beden hareketleri ve dönemin tıbbi bilgileri de iyileşme arayışının birer parçasıydı.
Bugün bütün bu uygulamaları modern tıbbın bilimsel ölçütleriyle değerlendirmek mümkün değildir. Ancak yaklaşık iki bin yıl önce insanların bedensel ve ruhsal iyilik halini birlikte düşünmeye çalışmış olmaları, bana son derece ilginç gelmektedir.
Antik çağda şifa arayışının yalnızca tedavi odalarında değil, sanatın ve müziğin eşliğinde de sürdüğü bir mekân…
Görkemli Bir Mimari: Kutsal Yol, Tiyatro ve Tedavi Odaları
Asklepion’a antik dönemde yaklaşık bir kilometre uzunluğundaki Via Tecta adı verilen Kutsal Yol üzerinden ulaşılırdı.
Yolun sonunda ziyaretçileri anıtsal bir giriş, yani Propylon karşılardı.
Buradan sütunlu galerilerle çevrili büyük avluya geçilirdi.
Merkezin dikkat çekici yapıları arasında yaklaşık 3.500 kişilik tiyatro, kutsal su kaynakları, havuzlar, uyku ve tedavi odaları, tapınaklar ve yer altı geçitleri yer almaktaydı.
Bergama Akropolü’ndeki ünlü dik yamaç tiyatrosundan farklı olarak, Asklepion’un kendi bünyesinde ayrı bir tiyatrosunun bulunması da bu merkezin ne kadar kapsamlı düşünüldüğünü göstermektedir.
Yüzyıllara meydan okuyan taşlar, bir zamanlar burada şifa arayan insanların sessiz tanıkları…
Özellikle yer altındaki taş geçitler, benim en çok ilgimi çeken bölümlerden biri olmuştu.
Bugün bu geçitlerden birine baktığınızda, antik dönemde burada tedavi görmeyi bekleyen insanların nasıl bir ruh hali içinde olduklarını düşünmeden edemiyorsunuz.
Binlerce yıl öncesinden günümüze uzanan bu taş geçitte, geçmişin ayak seslerini duyar gibi oluyorsunuz…
Su, Müzik, Uyku ve Rüyalarla Şifa Arayışı
Asklepion’u diğer antik yapılardan ayıran en önemli özellik, uygulandığı bilinen tedavi yöntemleridir.
Hastalar, rahip-hekimlerin gözetiminde çeşitli uygulamalardan geçirilirdi.
Şifalı kabul edilen sulardan yararlanılır, su ve çamur banyoları yapılır, masajlar, bitkisel karışımlar, beslenme düzenlemeleri ve beden hareketleri gibi yöntemlere başvurulurdu.
Müzik ve su sesinin de hastaların rahatlamasında etkili olduğuna inanılırdı.
Bunların yanında, inkübasyon adı verilen kutsal uyku uygulaması özel bir önem taşırdı.
Hastalar belirli ritüellerin ardından uykuya yatırılır, gördükleri rüyalar yorumlanır ve bu yorumlardan tedavi sürecinde yararlanılmaya çalışılırdı.
Günümüzde bu uygulamaları doğrudan modern psikoterapiyle eşdeğer görmek doğru olmasa da, insanın ruhsal durumunun iyileşme sürecindeki öneminin o çağlarda da fark edilmiş olması dikkat çekicidir.
Burada tedavi gören ünlü hatip Aelius Aristides’in, yaşadıklarını ve rüyalarını anlattığı Kutsal Söylevler adlı eseri, Asklepion’daki uygulamalar hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
Bütün bunlar, Asklepion’un yalnızca bir tapınak değil, aynı zamanda kendine özgü tedavi gelenekleri bulunan geniş kapsamlı bir şifa merkezi olduğunu göstermektedir.
Bergamalı Galenos: Tıp Tarihinde İz Bırakan Bir Hekim
Bergama’nın yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından biri de kuşkusuz Galenos’tur.
MS 129 yılında Pergamon’da doğan Galenos, antik çağın en etkili hekimlerinden biri olarak kabul edilir.
Anatomi, fizyoloji, farmakoloji ve tıp alanındaki çalışmaları, kendisinden sonraki yüzyıllarda hem Avrupa hem de İslam dünyasında tıp düşüncesini derinden etkilemiştir.
Bergama’da hekimlik deneyimi kazanan Galenos, gladyatörlerin tedavisiyle ilgilenmiş, daha sonra Roma’da imparatorluk çevresinde de hekimlik yapmıştır.
Özellikle ilaçların hazırlanması ve kullanılması konusundaki çalışmaları, eczacılık tarihinin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir.
Galenos’un adı, bugün bile eczacılıkta kullanılan bazı kavramlarda yaşamaya devam etmektedir.
İnsan düşünmeden edemiyor:
Yaklaşık iki bin yıl önce Bergama’da yetişen bir hekimin görüşleri, nasıl olmuş da yüzyıllar boyunca tıp dünyasında böylesine güçlü bir etki bırakabilmiştir?
İşte Bergama’yı yalnızca tarihî kalıntılardan ibaret görmememizin nedenlerinden biri de budur.
Yılanlı Sütun: Bir Efsanenin Ardındaki Sembol
Asklepion’da dikkatimi çeken eserlerden biri de üzerinde yılan figürleri bulunan mermer sütundu.
Şifanın, yenilenmenin ve umudun binlerce yıllık simgesi: Yılan figürü…
Bu sütunla ilişkilendirilen ilginç bir söylence vardır.
Anlatıya göre, ağır hasta olduğu için Asklepion’a kabul edilmeyen bir kişi, merkezin dışında kaderine terk edilir.
Bu sırada iki yılan, yakındaki bir süt kabına zehirlerini bırakır.
Hasta, çaresizlik içinde bu sütü içer. Ancak beklenenin aksine ölmez; söylenceye göre iyileşir.
Bu öykü, tarihî bir olayın kanıtı değil, Asklepion çevresinde anlatılan şifa efsanelerinden biridir.
Yılan figürünün tıpla ilişkisi ise çok daha eskiye uzanmaktadır.
Antik dünyada yılan; yenilenme, şifa ve yaşamın devamlılığı gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Derisini değiştirmesi, yeniden doğuş düşüncesini çağrıştırmıştır.
Asklepios’un asasının çevresine dolanmış tek yılan figürü, zamanla hekimliğin en tanınmış sembollerinden biri olmuştur.
Günümüzde zaman zaman bu sembolle karıştırılan, kanatlı bir asaya sarılmış iki yılan figürü ise farklı bir mitolojik geleneğe aittir.
Böylece Asklepion’daki yılanlı sütun, bizi yalnızca bir efsaneye değil, tıp mesleğinin binlerce yıllık semboller dünyasına da götürmektedir.
Bergama: Korunması Gereken Bir İnsanlık Mirası
Bir zamanların görkemli şifa merkezinden günümüze ulaşan sütunlar; insanlığın sağlık ve iyileşme arayışına tanıklık ediyor…
Pergamon, yalnızca Asklepion’dan ibaret değildir.
Akropolü, görkemli tiyatrosu, tapınakları, ünlü kütüphanesi, Zeus Sunağı ve antik dünyanın bilim ve sanat hayatına yaptığı katkılarla çok önemli bir kültür merkezidir.
Bergama’nın bu tarihî ve kültürel birikimi, 2014 yılında Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı adıyla UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır.
Ancak benim bu geziden özellikle aklımda kalan, Asklepion’un temsil ettiği insanlık deneyimidir.
Binlerce yıl önce insanlar burada acılarına çare, hastalıklarına şifa, korkularına umut arıyorlardı.
Bugün tıp bilimi o çağlarla kıyaslanamayacak ölçüde ilerlemiş olsa da insanın sağlıklı yaşama, iyileşme ve hayata tutunma arzusu hiç değişmemiştir.
Bergama Asklepion’u bana biraz da bunu hatırlatıyor.
Ülkemizde böylesine değerli bir tarihî mirasa sahip olmamız büyük bir zenginlik. Ancak bu zenginliği yalnızca korumakla yetinmemeli, doğru bilgilerle tanıtmalı ve gelecek kuşaklara aktarmalıyız.
Ben yıllar sonra yeniden gezdiğim Bergama’dan ve özellikle Asklepion’dan çok etkilenerek ayrılmıştım.
Henüz görmemiş olanlara da bu olağanüstü antik sağlık merkezini ziyaret etmelerini içtenlikle öneririm.
Çünkü bazı yerleri yalnızca fotoğraflarda görmek yetmez.
Orada bulunmak, taşlara dokunmak, geçmişin izlerini hissetmek gerekir…
Sağlıklı, huzurlu ve mutlu günler dilerim.
Yalçın Alganer
Bergama Asklepion’unda Kısa Bir Görsel Yolculuk…
Bu tarihî ve etkileyici mekânda çektiğim fotoğraflardan hazırladığım kısa videoyla, sizleri de binlerce yıllık bu şifa merkezinin taşları, sütunları ve geçmişten günümüze uzanan izleri arasında küçük bir yolculuğa davet ediyorum.
Editör notu: İlk kez 2 Mayıs 2024 tarihinde yayımlanan bu yazı, Ekim 2026’da tarihî bilgiler yeniden gözden geçirilerek, bazı bölümleri sadeleştirilip geliştirilerek güncellenmiştir.
Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.





