Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

BÖLÜM 2 – LOZAN ANTLAŞMASI KARANLIKTAN CUMHURİYETE

LOZAN ANTLAŞMASI – BÖLÜM 2
KARANLIKTAN CUMHURİYETE

Sevr’den Lozan’a – Bir Destanın Kısa Öyküsü…
Yazan: Yalçın Alganer

24 Temmuz 1923 Tarihi, Türkiye Cumhuriyeti ve milleti için bir dönüm noktası, adeta bir milattır: bir yeniden doğuştur…

O tarihte imzalanan Lozan Antlaşması, bağımsızlığımızı bileğimizin hakkıyla söke söke kazandığımızın onurlu ve şerefli bir belgesidir…

GİRİŞ – TARİHİ EŞİKTE YENİDEN DOĞUŞ

10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, Türk milletine dayatılan sömürgeci bir senaryoydu.

Ancak bu antlaşmanın kâğıt üstünde kalmasını sağlayan ulusal direniş, 1923’e gelindiğinde yepyeni bir belgenin doğmasına vesile oldu: Lozan Antlaşması.

Bu belge, Sevr’in karanlığına karşı verilen bağımsızlık savaşının diplomatik zaferle taçlandığı andır.

LOZAN’DA MÜZAKERE MEKÂNI: BEAU-RIVAGE VE CHÂTEAU D’OUCHY

Lozan Barış Antlaşması (Le Traité de Paix de Lausanne) toplantıları ve müzakereleri, İsviçre’nin, Vaud Kantonunda yer alan, Lozan şehrinin yine Leman Gölü kıyısındaki şirin bir yerleşim birimi olan, Ouchy semtindeki, Beau-Rivage Palace Oteli’nin Sandoz Salonunda yürütülmüş, 24 Temmuz 1923’te ise antlaşma, Rumine Sarayı’nda (Palais de Rumine) düzenlenen bir törenle imzalanmıştır.

Lozan görüşmelerinin kalbi: Beau-Rivage Palace Oteli

Tüm konferans müzakereleri ve görüşmeleri, Beau-Rivage Palace Oteli’nde gerçekleşmiştir.

Beau-Rivage Palace Oteli, Sandoz Salonu

Komşusu olan Château d’Ouchy (Hotel Château d’Ouchy) ise konferanslar sırasında, bazı heyet üyelerinin konakladığı tarihî bir yapı olup, görüşmelere ev sahipliği yapmamıştır.

Uşi (Ouchy) Antlaşması’nın imzalandığı Château d’Ouchy – 1912’de Osmanlı-İtalya görüşmelerine ev sahipliği yapmış; 1923 de ise, Lozan Konferansları heyetlerinin konaklama yeri olmuştur.

Genelde karıştırılan konu, 24 Temmuz 1923 de imzalanan Lozan Antlaşması ile, 18 Ekim 1912 de Osmanlı İmparatorluğu’nun, aynı binada, yani Uşi Şatosunda (Château d’Ouchy), İtalya ile imzaladığı Ouchy (Uşi) Antlaşmasıdır.

1912’deki Uşi  Antlaşmayla, Osmanlı, Afrika’daki topraklarını ve 12 Adalar denen bölgeyi İtalyanlara, sözde Balkan Savaşı sonrası geri verilmek üzere terk etmiştir.

Tabii ki bu hiçbir zaman gerçekleşmemiştir ve İkinci Dünya Savaşı sonunda, 1947 Paris Antlaşmasıyla, 12 Adalar İtalya’dan alınıp, Yunanistan’a verilmiştir.

Bir kısa açıklama daha yapmak isterim.

Oniki Adalar dediğimiz bölge (Yunanların Dodecanese; Dodekanisos, Osmanlı’nın ise “Cezair-i Bahr-i Sefîd, yani “Ak Deniz Adaları” dediği bölge), Osmanlı döneminde 12 yönetim bölgesinden ve temsilcisinden oluştuğu için verilmiş olan bir yönetim sistemi ismidir.

Oniki Adalar (bugünkü Rodos, Kos, Leros, Meis vb dahil 14 büyük ada ve 90’dan fazla irili ufaklı ada, adacık ve kayalıklardan oluşmaktadır) ismi, ada sayısından değil, 12 bölgeli ve üyeli yerel yönetim yapısından dolayı verilmiş olup, sadece büyük adalarda yerleşim vardır.

Bu adalar, tarihsel kaynaklarda Menteşe Adaları, Güney Sporat Adaları (yani “dağınık adalar”) olarak da geçmektedir.

Birinci Bölüm olarak yayımlamış olduğum, “Sevr Antlaşması – Karanlığın Gölgesinden Direnişe” başlıklı yazımda belirttiğim üzere, Sevr Antlaşması’na göre, ülkemizin sınırları, Trakya, İstanbul, Ege Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi’nden atılıyor, Anadolu’nun ortasında, denizlere çıkışı olmayan, ufak ve garip bir devlet olarak bırakılmaya mahkûm ediliyorduk; Saltanat da bu rezil ve aşağılık durumu aynen kabul etmiş ve Antlaşmayı da imzalamış idi…

Şimdi gelelim konumuza, yani Lozan Barış Konferansları ve Lozan Barış Antlaşması’na…

Yorgun, bitkin, cılız ve dostsuz ama vakur, cesur, dirilişi yaşamış genç Türkiye, tek başına bir tarafta ve gene dört ana müttefik devlet: Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya ve yanlarında da diğer birleşik güçler ve devletler: Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven (Yugoslavya) devletleri ve ABD, boğazlar konularında görüşmelere çağrılan Sovyet Rusya ile hem Boğazlar ve hem de Trakya sınırına ilişkin konularda görüşmelere çağrılan Bulgaristan, sadece belirli konularda görüşmelere çağrılan Belçika ve Portekiz gibi devletler ise, karşımızda, yani diğer tarafta idiler.

LOZAN GÖRÜŞMELERİ KADROSU VE DİPLOMASİSİ

Türkiye adına görüşmeleri yürüten İsmet Paşa, gerek bilgi birikimi gerekse kararlılığıyla büyük takdir toplamıştır.

Lozan’da Türk heyetinin başında: İsmet Paşa kararlılığıyla tarihe yön vermiştir.

Herkesçe malumdu ki, esas çekişme Britanya İmparatorluğu (daha net ifadesiyle İngiltere) ile Türkiye arasında geçecekti.

Onun içindir ki İngiltere, en önemli ve deneyimli müzakerecileri olan, eski Hindistan Genel Valisi ve Dış İşleri Bakanı (sonra da Başbakan olan), 1. Kedleston’lu Curzon Markizi, George Nathaniel Curzon’un (Lord Curzon) (1859-1925) başkanlığında, ikinci yetkili İstanbul Yüksek Komiseri Sir Horace George Montagu Rumbold’u (1869-1941) ve çok geniş bir delegasyonunu göndermişti.

Lord Curzon başkanlığındaki İngiliz heyeti, Lozan’da en zorlu müzakere tarafıydı.

Fransa ile toprak sorunu 1921 Ankara Antlaşması ile çözümlenmiş, İtalya’nın ise bir toprak talebi kalmamıştı.

Japonya’nın konferansa ilgisi ise çok azdı.

Yunanistan ise tamamen İngiltere’nin himayesinde ve dümen suyunda idi, eski başbakanları Eleftherios Venizelos’un (1864-1936) başkanlığındaki delegasyon ile yenilgilerinin etkilerini ve ezikliğini azaltmaya çalışmaktaydılar.

ABD’nin durumu ise ilginçti. Adeta bir gözlemci gibi katılır gözüktü, ama arka planda gayet de etkili bir işlev görmüş, hatta Konferansı bir anlamda yönlendirmiştir.

ABD heyeti, ABD’nin Roma Büyükelçisi Richard Washburn Child (1881-1935), İstanbul Yüksek Komiseri Amiral Mark Lambert Bristol (Amiral Bristol 1868-1939) ve ABD Gözlemcisi Diplomat Joseph Grew’ (1880-1965) dan oluşuyordu.

Diğer devletler de müzakereci delegasyonlarını oluşturdular ve Lozan’a yolladılar.

Türkiye de Lozan Barış Konferansına, Baş Delege Mustafa İsmet İnönü (İsmet Paşa – 1884-1973), Delegeler, Dr. Rıza Nur (1879-1942) ve Hasan Hüsnü Saka (1886-1960) ile, yirmi iki danışman, dokuz tercüman ve geniş bir basın grubu ile katıldı.

11 Kasım 1922’de, tam sekiz ay sürecek konferanslar için masaya oturuldu…

20 Kasım 1922’de, Lozan-Montbenon Gazinosu’nda (Casino de Montbenon – Salle du Grand Conseil) (şimdilerde kültür merkezidir) görkemli bir resmi açılış töreniyle görüşmeler başlatıldı.

Lozan Barış Konferansı’nın görkemli açılışı: Casino de Montbenon Salle du Grand Conseil.

Tabii ki askeri konularda müthiş tartışmalar ve hararetli münakaşalar yaşanıyordu.

Diplomatik tecrübesi olmayan Türkiye Cumhuriyeti (T.C.) heyetine ve dolayısıyla da genç T.C. devletine yüklenip duruyorlardı.

Heyet başkanı İsmet İnönü de kendisine verilen talimat bağlamında, vakur, dirayetli ve haysiyetli bir şekilde dava arkadaşları ile birlikte direniyor ve karşı koyuyordu.

Ama müzakerelerin esas konusunun, yani buz dağının henüz görünmeyen ana konusunun, ekonomi ve kapitülasyonlar olduğu herkesin malumu idi.

Lozan’daki hararetli müzakereler aylarca sürdü, her konu kelimenin tam anlamıyla savaş alanıydı.

Ermeni devletinin reddi, boğazların denetiminin Türkiye’ye devri meselesi, azınlık sorunları, bağımsız Türk yargısının sağlanması, Musul sınırı konusu ve nihayet kapitülasyonlardan kurtulunması konuları en sorunlu meselelerdi.

Başta İngiltere olmak üzere birçok devlet, Türkiye’nin yeni statüsünü kolay kabul etmek istememiş ve diretmişlerdir. 

Nitekim, 4 Şubat 1923 de, karşımızdaki malum zevatın, ısrarlı ve rahatsız edici dayatmaları sonucu, Türk delegasyonu görüşmeleri kesmiş ve konferansları terk edip, yurda dönmüştür.

Daha sonra, aracılar devreye girmiş, yaklaşık 2,5 aylık bir aradan sonra, 23 Nisan 1923 de konferanslara tekrar devam edilmiş ve tam sekiz ay süren son derece zorlu, tartışmalı ve zaman zaman da çok gergin müzakereler sonucunda, 24 Temmuz 1923 tarihinde, nihayet anlaşma sağlanabilmiş ve Palais de Rumine’de (günümüzde Lozan Üniversitesinin bazı birimlerini ve kantonal müzeleri içermektedir), antlaşma imzalanmıştır.

24 Temmuz 1923: Rumine Palace’ta imzalar atılıyor.

ANTLAŞMANIN ÖNE ÇIKAN MADDELERİ

Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin Misak-ı Millî sınırları büyük ölçüde tanınmış, kapitülasyonlar kaldırılmış, Boğazlar rejimi geçici olarak uluslararası kontrol altına alınmış, borçlar, Osmanlı’dan ayrılan devletlerle paylaşılmış, Ermeni yurdu iddiası reddedilmiş ve Türkiye’nin egemenliği tescil edilmiştir…

Evet, sonuç itibariyle, Türkiye istediğini elde etmiş, en önemli erdem olan bağımsızlığını, kurtarmış, tam anlamıyla tekrar gururla ve başarıyla, İstiklalini söke söke geri almıştır.

Çekilen zahmetleri, verilen çabaları ve haysiyet, gurur ve sinir mücadelesini yakinen bilmeli ve anlamalı ve değerlendirmeliyiz.

Unutmamak gerekir ki, bu görüşmeler yapılırken, Türk ordusunda, atların nallarına çakılacak mıh (çivi) dahi yoktu.

Türk ordusu da, Türk halkı da yorgundu, fakirdi ama inancı, birliği ve güveni, yani “Ulus Bilinci” tamdı; zaten bu da askeri zaferler ve vatanın istiklali için yetmişti…

Şayet bu çok zor elde edilmiş olan erdemler elimizden giderse veya alınırsa, şehitlerimize, gazilerimize, emeği geçenlere, ulusumuza ve vatanımıza, o yüce emanete çok yazık olur.

Lozan’da İngiltere delegasyonu başkanı ve baş müzakerecisi, Konferansların da başkanı olan Lord Curzon, toplantılar biterken, Türk Heyeti Başkanı İsmet İnönü’ye, o meşhur, tarihe mal olmuş ve ibretlik sözlerini söylemiştir: 

“İstediklerinizi şimdilik size verdik. Bunların hepsini tek tek cebimize koyuyoruz. Ama zamanı geldiğinde, gene tek, tek çıkartacağız ve yeniden önünüze koyacağız” …

İşte gayet açık ve seçik olarak amaç ve niyet ortaya konmuştur…

Maalesef gerçekten de, dediklerini yapmışlar, korkarım ki, halen de yapmaya devam etmektedirler…

KAPANIŞ NOTU – LOZAN ANTLAŞMASI BİR ANTLAŞMADAN FAZLASIDIR

Lozan, yalnızca bir barış antlaşması değil; uluslararası sistemde yerini yeniden inşa eden bir milletin belgesidir.

Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa’nın omuz omuza verdiği mücadele, yalnızca diplomasi değil aynı zamanda bir irade zaferidir.

Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir.

Cumhuriyetin kuruluş yolunda birbirine güvenen iki lider: Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü.

Lozan yalnızca bir antlaşma değil, bir gelecek tahayyülüdür.

Lozan, omuz omuza yürüyen iki yol arkadaşının armağanıdır…

 


Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Yorum Yazın

Best Choice for Creatives
This Pop-up Is Included in the Theme