🌊 Mavi Suların Ortasında Şövalye Mirası:
Malta’da Tarihin İzinde
Malta…
Uzun zamandır görmek, keşfetmek ve anlamak istediğim bir yerdi.
Akdeniz’in tam ortasında yer alan bu küçük ama stratejik takımada, tarih boyunca büyük güçlerin ilgisini çekmiş; Fenikelilerden Romalılara, Araplardan şövalyelere uzanan katmanlı bir miras biriktirmiştir.
1798’de Napolyon Bonapart’ın Mısır seferi sırasında adayı ele geçirmesiyle başlayan süreç, Malta için yeni bir dönemin kapısını aralar. Ancak bu hâkimiyet uzun sürmez; Malta halkının da desteğiyle İngilizler kısa sürede kontrolü devralır.
1814 Paris Antlaşması ile resmen İngiliz egemenliğine giren Malta, 1964 yılına kadar bu etkinin izlerini taşır. Bugün trafikten yönetim biçimine kadar pek çok alanda bu mirası hissetmek mümkündür.
Resmî adıyla Malta Cumhuriyeti; Malta, Gozo ve küçük Comino adalarından oluşan, yaklaşık 600.000 nüfuslu; küçük ölçekte ama derin bir tarihe sahip bir ülkedir.
Şimdi bu zengin mirası, kişisel intibalarım ve gözlemlerim eşliğinde birlikte keşfedelim.
“Şövalyelerin sarsılmaz kalesi, Akdeniz’in anahtarı: Valletta ve Büyük Liman’ın görkemli panoraması.”
🏰 Bölüm 1: Şövalyelerin Kalesi ve Osmanlı’nın Rüyası
Malta, adeta devasa bir taş kütlesinin üzerine kazınmış bir tarih kitabı gibidir.
Her sokakta, her sarı kireç taşında (limestone), geçmişin yankılarını duymak mümkündür.
Şövalyelerin mirası bu adanın ruhuna işlemiştir.
1530’dan itibaren St. Jean Şövalyeleri, burayı Akdeniz’de Hristiyan dünyasının en önemli savunma hatlarından biri hâline getirir.
1551 yılında Turgut Reis ve Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Gozo Adası’na yönelir. Bu sefer sırasında adanın büyük bölümü boşaltılır ve nüfusun önemli bir kısmı Trablusgarp’a götürülür.
1565’teki Büyük Kuşatma ise tarihin en kritik dönemeçlerinden biridir.
Bu kuşatma sırasında Turgut Reis şehit düşerken, şövalyelerin “ölmek var, dönmek yok” anlayışıyla savunduğu surlar, Osmanlı’nın Batı Akdeniz’deki ilerleyişini durduran önemli bir eşik oluşturur.
“Zamanın başlangıcına yolculuk: MÖ 3600’den günümüze ulaşan megalitik mucize Hagar Qim tapınakları.”
🗿 Bölüm 2: Akdeniz’in Göbeklitepe’si ve Renklerin Limanı
Malta sadece şövalyelerden ibaret değildir.
Bu ada, insanlık tarihinin çok daha eski dönemlerine uzanan izler taşır.
Mnajdra ve Hagar Qim megalitik tapınakları, MÖ 3600–3200 yıllarına tarihlenir ve adeta Akdeniz’in ortasında birer Göbeklitepe’yi andırır.
Bu devasa taş yapıların binlerce yıl önce nasıl inşa edildiği ise hâlâ gizemini korumaktadır.
Adanın güneyinde yer alan Ghar Dalam mağarası ise Malta’daki yaşamın çok daha eski dönemlere uzandığını gösteren önemli bir duraktır.
Buzul Çağı’na kadar uzanan buluntulara ev sahipliği yapan bu mağara, adanın yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda jeolojik bir hafıza taşıdığını da ortaya koyar.
Tarih yolculuğumuzu renklendiren en canlı duraklardan biri ise Marsaxlokk oldu.
Bu küçük balıkçı köyünde, limanda salınan geleneksel Luzzu tekneleri dikkat çeker.
Teknelerin önündeki “Osiris’in Gözleri”, denizcileri kötülüklerden koruduğuna inanılan çok eski bir Fenike geleneğinin günümüze uzanan bir yansımasıdır.
“Barok sanatının ihtişamı: Aziz Yahya Katedrali’nin altın varaklarla ve Caravaggio’nun ışığıyla bezeli büyüleyici atmosferi.”
⛪ Bölüm 3: Şehirler, Katedraller ve Hüzünlü Duraklar
Başkent Valletta, adanın kalbidir…
Barrakka Bahçeleri’nden top atışını izledikten sonra girdiğimiz Aziz Yahya Katedrali, beni en çok etkileyen yapılardan biri oldu.
Dışarıdan sade görünen bu yapının içi, barok sanatının en etkileyici örneklerinden biri.
Özellikle Caravaggio’nun eserleri büyüleyici bir atmosfer yaratıyor.
Mdina ise bambaşka bir dünya…
“Sessiz Şehir” olarak anılan bu eski başkentte, dar ve labirenti andıran sokaklarda zamanın yavaşladığını hissediyorsunuz.
Gozo Adası’nda ise farklı bir sürprizle karşılaştık.
Citadella’da yer alan Gozo Katedrali (1691–1711), ilk bakışta sade bir yapı izlenimi veriyor.
Ancak içeri adım attığınızda, insanı hayrete düşüren bir detayla karşılaşıyorsunuz.
Ressam Antonio Manuele Messina’nın trompe l’oeil (göz yanılması) tekniğiyle yaptığı tavan resmi, öylesine gerçekçi ki; aslında düz olan bir yüzey kubbeliymiş hissi veriyor.
Bir an için gözlerinize inanmakta zorlanıyor, sanatın algıyı nasıl dönüştürebildiğine hayran kalıyorsunuz.
Mosta’da yer alan dev kubbeli Rotunda Katedrali ise ayrı bir hikâye taşır.
II. Dünya Savaşı sırasında içine düşen bir bombanın patlamamış olması, burayı simgesel bir mekân hâline getirmiştir.
Gezinin en duygusal anlarından biri ise Türk Şehitliği oldu.
1867 yılında inşa edilen bu mezarlıkta, Malta sürgünleri arasında yer alan Ziya Gökalp’i anmamak mümkün değil.
“Gözlerinize inanmakta güçlük çekeceksiniz: Antonio Messian’ın trompe l’oeil (göz yanılması) tekniğiyle düz bir zemini kubbeye dönüştürdüğü o meşhur tavan.”
🍽️ Bölüm 4: Lezzet ve Sosyokültürel Portre
Malta insanı son derece dindar (Katolik) ama bir o kadar da hoşgörülü ve nazik.
Sokak lezzetleri arasında özellikle pastizzi öne çıkıyor.
Geleneksel tavşan yemeği “Fenek” ise yerel mutfağın önemli bir parçası.
Yerel beyaz şaraplar ve hafif acımsı portakallı içecekleri Kinnie, bu lezzetlere eşlik eden güzel seçenekler.
Alışverişte ise Mdina Glass cam ürünleri, Gozo dantelleri ve klasik Malta otobüslerinin minyatürleri öne çıkıyor.
“Keşkelere sığmayan bir durak: Osmanlı tarzı cumbalı evleri ve kireç taşı dokusuyla tarihin içinde asılı kalan sessiz Birgu sokakları.”
🌿 Kapanış
Genel olarak, balık lokantalarında tattığımız taze deniz ürünleri ve onlara eşlik eden Malta’nın beyaz şarapları, damağımızda hoş izler bıraktı.
Şansımıza havanın da güzel olması, seyahatimizin keyfini daha da artırdı.
Osmanlı tarzı rengârenk ahşap cumbalı, kireç taşından inşa edilmiş evleriyle Birgu kasabasında dolaşmak ise adeta zamanda bir yolculuktu.
Ancak ne yazık ki bu tarihi dokuyu keşfetmek için yeterince vakit bulamadık; içimde kalan küçük bir “keşke” olarak hafızama kazındı.
Malta…
şövalyelerin vakur duruşu, Osmanlı’nın silinmez izleri, barok sanatının ihtişamı ve Akdeniz’in sıcak insanlarıyla,
bir “ada sevdalısı” olarak bende çok özel bir yer edindi.
Sağlıcakla, sevgiyle ve hoşça kalın…
Yalçın Alganer
“Görsel Bir Yolculuk: Malta Belgeseli”
Makalemde anlattığım bu eşsiz coğrafyayı, kendi objektifimden yansıyan 41 karelik bir seçki ve özel bir müzik eşliğinde izlemek isterseniz;
Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.





