Yine Bu Yıl Ada Sensiz İçime Hiç Sinmedi: Bir Dostluğun ve Büyükada’nın Nihavend Ağıdı
Geçenlerde Prens Adalarından Heybeliada’daydık.
Heybeliada’nın antik adı Halki olarak geçer. Antik Yunanca chalkos yani “bakır” kelimesinden türediği kaynaklarda ifade edilmektedir. Chalkos / Chalka yani Halki; bakırla ilgili olan, “bakır adası” anlamındadır. Aristoteles de Olağanüstü İşitilen Şeyler Üzerine adlı eserinde, adadan ve hatta Marmara Denizi’nden bakır çıkartıldığını anlatır.
Nitekim 2018 ve sonrasında yapılan su altı çalışmalarında söz konusu bölgede bakır cevheri ve hatta madencilik izleri tespit edilmiştir.
Evet, işte Prens Adaları da onlardan biri olan Heybeliada da buram buram tarih, kültür ve anılar yüklü çok önemli ve değerli miraslarımızdır.
Ama bütün yaşamımın yaz dönemlerinin geçtiği Prens Adaları, maalesef artık benim bildiğim, tanıdığım, zarafetine, güzelliğine, sosyal yaşantısına hayran olduğum o zamanki statüsünden, yaşam tarzından ve demografik yapısından çok uzaklardadır… Gittikçe de daha çok uzaklaşmakta olduğunu, özellikle son dönemlerde üzülerek ama çaresizce gözlemliyorum.
Yine de tüm sosyal ve fiziki tahribatına, bakımsız kalmış haline rağmen Adalar; tarihi köşkleriyle, begonvilleriyle, yangınlarda epeyce kaybettiğimiz çamlarıyla, o muhteşem gün batımı görüntüleriyle ve en önemlisi hiçbir zaman yok olmayacak anılarımızla biz Adalılar için hâlâ çok özel, hâlâ çok değerlidir.
Sahillerinin adeta tamamının çirkin, estetikten uzak, ruhsuz ve bakımsız sözde plajlarla (beach) doldurulmuş olmasına; betonlaşmanın tüm tahribatıyla ve çirkinliğiyle devam etmesine; esnafın, sakinlerinin ve hatta Ada yolcularının tamamen yapısal bir değişime uğramış olmasına rağmen yine de Adalar anılarıyla, edebiyatıyla, şarkılarıyla en azından gönüllerimizde yaşamaktadır…Biz şimdi bu yaraya daha fazla dokunup derinlere inmeden, asıl yazı konumuza geçelim.
“Yıllar geçer, köşkler ve patikalar değişir; fakat Prens Adalarında zaman hâlâ ağır akar ve her şeye rağmen Adalar eski ruhunu saklamaya devam eder.”
Konumuz; benim ve özellikle benden önceki kuşağın mensuplarının pek sevdiği, Türk Sanat Müziği külliyatının en narin Ada şarkılarından biri olan “Yine Bu Yıl Ada Sensiz İçime Hiç Sinmedi” dir.
Şarkının sözleri şöyledir:
Yine bu yıl Ada sensiz içime hiç sinmedi,
Dil’de yalnız dolaştım hep, gözyaşlarım dinmedi.
Ben de şaştım nasıl oldu yüreğime inmedi,
Dil’de yalnız dolaştım hep, gözyaşlarım dinmedi…
Osman Nihat Akın üstat tarafından güftelenen ve bestelenen bu Nihavend eser; hazin bir dostluk, saygı, sevgi ve özlem duygularıyla yüklüdür.
Şarkı; bestekârın hocası, tavla arkadaşı, en yakın dostu ve dert ortağı olan ünlü tarihçi, yazar ve Darülfünun tarih müderrisi Ahmet Refik Altınay’ın vefatının ardından duyduğu derin hasret ve acıyla yazılmıştır.
Bu iki dost vaktiyle Büyükada’da buluşur, tavla oynar, edebi ve tarihi sohbetler eder, Dilburnu’nda uzun yürüyüşlere çıkarlarmış. Ancak kader onları 1937 yılında, Ahmet Refik Altınay’ın henüz genç sayılabilecek bir yaşta vefat etmesiyle ayırır.
“Adalarda gün batımı; doğanın güzelliğine ve anılarımıza adeta bir saygı duruşudur. Ufukta süzülen altın ışıklar eski ada sevdalarını fısıldarken; çöken o hüzünlü kızıllık, anılarımızdaki yerini daima korumaya devam edecektir.”
Bu ani kaybın ardından Osman Nihat Akın, dostuyla anılarının sindiği Büyükada sokaklarında ve Dilburnu’nda tek başına dolaşırken içindeki boşluğu, hüznü ve özlemi mısralara, notalara döker. Böylece ortaya, bir Adalı olarak her daim duygulanarak dinlediğim ve hafızalarımızdan hiç silinmeyen o muhteşem beste çıkar.
Bu dokunaklı şarkıyı, kanımca en güzel icra eden ve çok sevdiğim değerli sanatçımız Nesrin Sipahi’nin sesinden dinleyelim:
🎵 Nesrin Sipahi – Yine Bu Yıl Ada Sensiz İçime Hiç Sinmedi
https://youtu.be/z2MxJeaxq7o?si=OCDgEljJIcYs-7tI
Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


