İyonya’nın İzinde 3:
Mavi ile Yeşilin Kuytusunda Bir Taş Şiiri: Domatia’dan Doğanbey’e…
Bazen bir coğrafya, insanı kendi tarihini parça parça toplamaya zorlar. Büyük Menderes Havzası’nın delta bölümünde, sırtını Mykale (Samsun, Dilek) Dağları’nın güney yamacına yaslamış eski bir Rum köyü olan Domatia, tam da böyle bir yerdir.
Bugün Söke merkeze 30 km uzaklıkta olan ve Dilek Yarımadası Milli Parkı’nın koruyucu kanatları altında yer alan bu kadim yerleşim, sadece taş binalardan ibaret olmayıp; doğanın ve tarihin iç içe geçtiği zamansız bir vahadır.
🌿 Dilek Yarımadası Milli Parkı’nın koruyucu kanatları altında, Menderes Deltası’na bakan kadim yerleşim: Domatia.
Osmanlı kayıtlarında Domatça veya Tomatçe olarak da geçen köyün isminin, Yunancadaki “oda” kelimesinden türediği rivayet edilir. Heredotos’un övgüyle bahsettiği bu topraklar, endemik flora çeşitliliği, verimli ovaları ve Menderes Deltası’nın getirdiği yaşam coğrafyasıyla adeta canlı birer açık hava müzesidir.
Mimarisi ile öne çıkan bu özel ve güzel köy, doğal güzellikleri dolayısıyla da kanımızca görülmeye değerdir. Nitekim, bu bölge Milli Park (Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı) haline getirilmiştir ve Avrupa Konseyi tarafından da “Flora-Bio-Genetik Rezerv Alanı” ilan edilmiştir.
İyonlar’ın Mirası ve Muamma Bir Kuruluş
Bölgenin insan yerleşimi prehistorik dönemlere kadar uzansa da, gerçek ihtişamını felsefe, matematik ve şehircilikte çağ açan İyonlar döneminde bulur. Ticaret yollarıyla ekonomik bir güce dönüşen bu havzada Domatia; Miletos, Thebai ve yanı başındaki Priene gibi antik çağın en önemli kentlerine komşuluk etmiştir. Tam olarak hangi tarihte kurulduğu bir muamma olarak kalsa da, taşıdığı kültürel genetik, bizi binlerce yıllık bir şehircilik bilincine götürür.
Şarlak Deresi’nin İki Yakasında Taşlaşan Mimari
🏡 Yöreye özgü kayrak taşının ve ahşap işçiliğinin buluştuğu geleneksel iki katlı Domatia mimarisi.
Menderes Deltası’na hâkim bir tepeden bakan Domatia, mimari karakteriyle tam bir Akdenizlidir:
- Sokaklar ve Dokular: Şarlak Deresi’nin doğu ve batı yakasına yayılan köy, daracık Arnavut kaldırımlı sokakları ve yemyeşil ağaçların arasına gizlenmiş rengarenk çiçekleriyle ziyaretçilerini karşılar.
- Malzeme ve Teknik: Köydeki yapıların büyük çoğunluğu, yöreye özgü irili ufaklı, sarı-bej tonlarındaki kayrak taşı ve mermerlerin yığma tekniğiyle işlenmesiyle hayat bulmuştur.
- Fonksiyonel Estetik: Evler genellikle iki katlıdır. Alt katlar depo ve mutfak gibi işlevsel alanlara ayrılmışken; üst katlar, ahşap kirişler üzerine oturan ve manzaraya açılan yaşam odalarından oluşur. Araziye göre biçimlenen avlular ise bu mimarinin en karakteristik, en mahrem unsurlarıdır.
Köyün sokaklarında yürürken Şarlak Deresi’nin sesi ve kuşların cıvıltısı size eşlik eder. Az ileride estetik bir şapel ve onun hemen yanına inşa edilmiş cami, bu toprakların çok kültürlü geçmişinin sessiz birer abidesidir. Köyün yıllarca dini merkezini oluşturan tarihi Aios Konstantinos Kilisesi ise ne yazık ki mübadele sonrasında eski önemini yitirmiş ve günümüze sadece hüzünlü kalıntıları ulaşabilmiştir.
🏛️ Mübadele sonrası zamanın ve doğanın kucağına terk edilmiş tarihi yapı kalıntıları.
Mübadelenin Getirdiği Hüzün ve Zorunlu Dönüşüm
Yüzyıllar boyunca Türk ve Rum halklarının ortak yaşam kültürüne ev sahipliği yapan bu topraklar, 30 Ocak 1923 tarihindeki Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan din esaslarına dayalı zorunlu göç ve nüfus değişiminin öngören “Türkiye- Yunanistan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi ile büyük bir kırılma yaşamıştır. Bu mübadele ile 1.200.000 Ortodoks, Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman da Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu göç olayını yaşayanlara da Mübadil denmiştir. İşte bugün Türkiye’de yaşayan milyonlarca insan, bu zorunlu göç zorluklarını yaşamış olan ailelerin çocukları, torunlarıdır…
Domatia’da yaşayan Rumlar Yunanistan’a doğru hüzünlü bir yolculuğa çıkarken, Selanik bölgesinden gelen Türk muhacirlerin yani “Mübadillerin” bir kısmı da bu evlere yerleştirilmiş ve köyün adı Doğanbey olarak değiştirilmiştir.
Ancak coğrafyanın kendine has zorlukları vardır. Dar sokakların araç geçişine izin vermemesi ve tarımsal uyum sorunları nedeniyle yeni sakinler buraya gerektiği gibi uyum sağlamakta zorlanmışlardır. 1980’li yılların ortalarına gelindiğinde köy halkı, ovanın daha düzlük bir noktasına taşınarak bugünkü “Yeni Doğanbey Köyü”nü kurmuşlardır.
Bu terk ediş, Eski Doğanbey’deki taş evlerin maalesef kısa sürede birer harabeye dönüşmesine yol açmıştır.
Küllerinden Doğan Bir Kültür Sanat Köyü
🌸 Restorasyon faaliyetleriyle yeniden ayağa kaldırılan, begonvillerle süslü Arnavut kaldırımlı sokaklar.
Neyse ki bu hüzünlü terk edilmişlik kalıcı olmamıştır. Özellikle 1980’lerden sonra başlayan koruma amaçlı imar planları ve titiz restorasyon faaliyetleri sayesinde Doğanbey, aslına sadık kalınarak yeniden ayağa kaldırılmaya çalışılmış ve kanımca bunda da başarılı olunmuştur. Bugün titizlikle restore edilen o taş evler, avlulardan taşan salkım söğütler ve begonviller, geçmişin hatırasını geleceğe taşıyan, yaşayan birer sanat eserine dönüşmüş durumdadır.
Geçmişin izini süren bir seyyah için Domatia; taşın, toprağın ve göçün estetikle buluştuğu en asil duraklardan biridir.
Özellikle asma yapraklarının ve dut ağacının altındaki köy kahvesinde, o leziz incir kurabiyelerini ve dağ suyuyla demlenmiş tavşan kanı nefis çayı içmeyi zinhar ihmal etmeyin…
☕ Asma ağaçlarının gölgesinde lezzetli bir mola: Yöreye has incir kurabiyesi ve demli Domatia çayı.
Karina: Deltanın Kıyısında Mütevazı Bir Son Durak ve Zımni Bir Sitem
Doğanbey seyahatini taçlandırmak ve bu serinin sonuna layıkı veçhile bir nokta koymak için, hemen 6 kilometre ötedeki eski bir Rum yerleşimi olan Karina’ya (Dil Gölü) uzanmak gerekir. Burası, tarihi gümrük binalarının gölgesinde, Büyük Menderes Deltası’nın büyüleyici manzarasını önünüze seren, personeli mütevazı, sempatik ve samimi balık lokantalarında taze deniz mahsullerini tadabileceğiniz, arzu ederseniz denize girme ayrıcalığına erişebileceğiniz son derece ilginç ve özel bir coğrafyadır.
Ancak tam da bu noktada, içsel bir sitayişle birlikte zımni bir eleştiriyi de kayda geçirmek kaçınılmaz oluyor. Karina, doğası ve potansiyeliyle bir mücevher olabilecekken; ne yazık ki salaş, bakımsız lokantaların düzensizliğine ve ön taraflarının hoyratça bir halk plajına dönüşmüş çehresine mahkûm edilmiş durumdadır. Bu eşsiz kıyıya mutlaka uygar bir şekil, estetik bir intizam ve nitelikli bir düzen verilmesi elzemdir.
⚓ Menderes Deltası’nın Ege ile kucaklaştığı son durak: Karina kıyıları.
Şimdi asıl mesele; bu özel, güzel ve tarihi miraslarımızı önce gözümüz gibi korumaya, ardından uygar koşullarla alt yapısını ve turistik gerekliliklerini inşa etmeye kalıyor. Ve nihayetinde hem kişisel hem de kurumsal bağlamda bu saklı cennetlerimizi, kültürel zenginliklerimizi yurt içinde ve yurt dışında hak ettiği vizyonla tanıtabilmeye…
Dileriz ortak akıl ve estetik duyarlılıkla bunu da başarabiliriz; zira bu benzersiz köşeler ülkemizin gerçek değerleridir ve mutlaka layıkıyla değerlendirilmelidir…
Son Söz: Zamana, Doğaya ve Tarihe Düşülen Not
İyonya’nın İzinde adım adım sürdüğümüz bu üç bölümlük iz; bize tarihin sadece mermer sütunlardan ya da taş duvarlardan ibaret olmadığını, coğrafyayla inatlaşan medeniyetlerin nasıl sessizliğe gömüldüğünü bir kez daha hatırlattı. Priene’yi denizden koparan alüvyonlar, Gelebeç ve Domatia’nın taş evlerinde yankılanan hüzünlü hıçkırıklar ve Karina’nın rüzgârında eriyen zamana dair tek bir hakikat var: Doğa ve tarih, kendisini unutan ve tahrip eden insanoğlundan intikamını daima sessizce alır.
Bizler bu kadim toprakların sahibi değil, yalnızca geçici kiracılarıyız. Taşların fısıldadığı bu bin yıllık dersi kulak ardı eder, geçmişin mirasına ve doğanın dengesine saygı göstermezsek; yarın bizim şehirlerimiz de birer dipnot olmaktan öteye geçemeyecektir.
Priene’den Domatia’ya uzanan bu üç bölümlük tarihsel ve coğrafi yolculuğumuzu tamamlamanın gururuyla; taşın, toprağın ve insanın hafızasına saygı duyan tüm dostlara ve okurlarıma selam olsun…
📽️ Görsel Sunum ve Müzik Eşliğinde Doğanbey:
Doğanbey’in tarihi atmosferini, taş sokaklarını ve mimari dokusunu hazırladığımız bu multimedya sunumuyla izleyebilirsiniz:
Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.






