Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Prens Adaları Yazı Dizisi – Giriş Bölüm I: “Prens Adaları: Bir Hafıza Coğrafyasına Davet”

 

“Prens Adaları…
Gün batarken bile hatıraların ışığını söndürmeyen bir hafıza coğrafyası.”

Prens Adaları Yazı Dizisi – Giriş: Bölüm I

“Prens Adaları: Bir Hafıza Coğrafyasına Davet”

Bir yazı dizisine başlarken…

1. Açılış – Kişisel Bağım ve Adaların Ruhunu Tanımlayan Dünyam

Prens Adaları benim için yalnızca coğrafi bir bütün değil; çocukluğumun, gençliğimin, ailemin, dostluklarımın ve hayatımın en berrak zamanlarının taşıyıcısıdır.
Büyükada’da başlayan, Burgazada’da şekillenen bir yaşam, hatta bir ömürdür; silinmeyen anlar ve anılardır…
Benim için Ada demek, çam kokuları, adımların sessizliği, köşklerin ihtişamı, martıların sesleri, denizin her sabah başka bir maviyle yüzüme açılması demektir…

Bu yazı, Prens Adaları üzerine hazırlamayı planladığım ve hatta yazmaya başladığım yazı dizisinin giriş ve çerçeve metni mahiyetindedir.

Amacım, tarih, coğrafya, kişisel hafıza ve kültürel miras ekseninde; her biri ayrı bir hikâye taşıyan İstanbul Prens Adaları’nı hem tanıtmak hem de hatırlatmaktır.

İşte bu bağlamda hem bir tarih yolculuğu hem bir coğrafya panoraması hem de bir gönül evreni sunmaya çalışacağım…

2. Prens Adaları’nın Coğrafyası – Dokuz Ada + Bir Kayıp Ada

Marmara Denizi’nin kuzeydoğusundaki 9 ada ve su altındaki Vordonisi:

Büyükada – Heybeliada – Burgazada – Kınalıada – Kaşık Adası – Sedef Adası – Tavşan Adası (Neandros) – Yassıada – Sivriada (Hayırsızada)

Bu adalar volkanik kökenlidir; bazıları yemyeşil, bazıları sert kayalık yapısıyla dikkat çekmektedir. 

 

“Marmara Denizi’nin kuzeydoğusunda yer alan Prens Adaları, dokuz ada ve bir kayıp adadan oluşan eşsiz bir coğrafyadır.”

 

3. Tarihsel Arka Plan – Doğu Roma (Bizans) ’dan Osmanlı’ya

Adalar tarih boyunca iki ana işleve sahipti:

  1. Sürgün yerleri
  2. Manastır yaşamının merkezleri

Bizans döneminde birçok imparator, prens ve patrik adalara sürgün edilmiştir.
Aynı zamanda manastır kültürü adaların dokusunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmuştur.

Osmanlı döneminde ise adalar çok kültürlü bir yaşam merkezine dönüşmüştür: Rum, Ermeni, Yahudi ve Türk toplulukları yüzyıllarca bir arada yaşamıştır.

 

“Adalar, kimi zaman insanın dünyadan değil; kendinden uzaklaşmak için sığındığı yerlerdir.”

 

4. Vordonisi – Prens Adalarının Gizemli Halkası

Prens Adaları’nın en bilinmeyeni, belki de en etkileyicisidir…
1010’da Büyük İstanbul Depremiyle çöken ve bugün su altında kalan Vordonisi,
İstanbul açıklarında adeta “suyun altında uyuyan bir manastır adası” gibidir.

Sualtında kalmış olan tarihi manastır ve yapı kalıntıları hâlen görülebilmektedir.
Batık adanın üzerinde iki Çakar vardır.

Vordonisi, Prens Adaları anlatısının en gizemli katmanlarından biridir.

“Bu yazı dizisi, Prens Adaları’nı tek bir metne sığdırma iddiası taşımaz.
Bazı başlıklar, tarihsel ağırlıkları ve taşıdıkları anlam nedeniyle, ilerleyen bölümlerde kendi bağlamları içinde ele alınacaktır.

5. Küçük Adalar Grubu
5.1 Tavşan Adası (Neandros)

Büyükada’nın güneyinde kayalık, yerleşimsiz; üstünde tarihî manastır kalıntısı ve ayazma ve güneyinde Marmara’nın en derin noktalarından bazılarının bulunduğu çok küçük bir adadır.

5.2 Kaşık Adası (Pita)

Burgazada’nın doğusunda özel mülkiyet olan küçük bir adadır.
Ters çevrilmiş kaşığa benzeyen özgün formuyla dikkat çeker.

5.3 Sedef Adası (Terebinthos)

Bizans’ta sürgün yeri olmuştur ve 1850’de Sultan Abdülmecid tarafından damadı Fethi Ahmet Paşa’ya hediye edilmiştir.
Bugün hâlâ özel mülkiyettedir.
Temiz, bakımlı ve sakin bir adadır.

5.4 Yassıada (Plati)

Yassıada, manastır geçmişi, karantina işlevi ve yakın tarihimizdeki kırılmalarla anılan, ağır bir hafıza taşır.

5.5 Sivriada (Hayırsızada)(Oxia)

Sivriada (Hayırsızada), İstanbul’un vicdanında derin izler bırakan trajik olaylarla anılır.

 

“Her ada, kendi sesiyle konuşur; kimi zaman sessizliğiyle, kimi zaman hatıralarıyla.”

 

Bu ilk bölüm, Prens Adaları’nı bütünlüklü bir coğrafya ve ortak bir hafıza alanı olarak anımsamak için küçük bir davet niteliğindedir.
Her ada, kendi sesiyle konuşmayı; kendi hikâyesini, kendi ritmiyle anlatmayı bekler.
Bu yazı dizisinde, adaların tarihine, gündelik yaşamına, insanlarına ve unutulmuş izlerine tek tek eğilerek, bu sessiz anlatıyı birlikte dinlemeyi sürdüreceğiz.

 


Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Yorum Yazın

Best Choice for Creatives
This Pop-up Is Included in the Theme