Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Prens Adaları Yazı Dizisi – Giriş Bölüm II: “Prens Adaları’nda Yaşam: Kınalı’dan Büyükada’ya”

 

Prens Adaları Yazı Dizisi – Giriş: Bölüm II

Prens Adaları’nda Yaşam: Kınalı’dan Büyükada’ya

Prens Adaları Yazı Dizisi Giriş Kısmı – İkinci Bölüm’ ünde, bu kez bir anlamda “içindekiler” tadında, küçük ama anlamlı fragmanlar paylaşacağız.
Bu kesitler, ileride ayrıntılı biçimde ele alınacak yazıların birer ön habercisi niteliğinde olup; her adanın kendi sesi, hafızası ve hikâyesiyle ayrı ayrı irdeleneceği bir yolculuğun kapısını aralamaktadır.
Kuşkusuz bu yolculuk; anılarla, kişisel intibalarla, yorumlarla, değerlendirmelerle ve zaman zaman sosyo-ekonomik çözümlemelerle zenginleşerek ilerleyecektir.

Adaların tarihî ve kültürel atmosferinde hem kolektif hafızamızda hem de gündelik yaşamın izlerinde dolaşırken; bu yazı dizisi, geçmişle bugün arasında kurulan sessiz ama derin bir bağın izini sürmeyi amaçlamaktadır.

Kınalıada (Proti) – En Eski ve Volkanik Ada

İstanbul’a en yakın, fakat çoğu zaman en sessiz adadır Kınalıada.
Bizans döneminde pek çok sürgünün yolu buradan geçmiş; ada, tarih boyunca bir inziva ve cezalandırma mekânı olarak da anılmıştır.

Kınalıada… İstanbul’a en yakın, ama çoğu zaman en yalnız ada.

Bu sürgün hikâyelerinin en çarpıcı olanı, Malazgirt’te 1071 yılında Sultan Alparslan’a esir düşen Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Romen Diyojen’in trajik sonudur.

1950–60’lı yıllarda taş ocaklarının dinamitlerle patlatılması ise adanın doğal dokusunu geri dönülmez biçimde tahrip etmiş; maalesef Kınalıada’nın kaderinde derin ve onarılamaz bir yara açmıştır.

Burgazada (Antigoni) – Sessizliğin, Edebiyatın ve Çocukluğumun Adası

Burgazada, kuşkusuz Sait Faik Abasıyanık ile özdeşleşir.
Onun hikâyelerinde hissedilen rüzgâr, martı sesleri, dostluklar ve balıkçı sohbetleri; bugün bile Burgaz’ın ruhunda dolaşmaktadır.

Burgazada… Sessizliğin, edebiyatın ve hatıraların adası.

Ada, aynı zamanda üç önemli Bizans yapısına ev sahipliği yapar:
Hristos Manastırı,
Aya Yorgi Karipi Manastırı,
Aya Yani – Vaftizci Yahya (Ayios Ioannis Prodromos) Kilisesi ve zindanı.

Marta Koyu (Halikia Koyu) ve Madam Marta’nın hüzünlü öyküsü,
Mimi Koyu’nun (Cennet Koyu) sakinliği,
ve Aziz Methodios’un yedi yıl boyunca esir tutulduğu, kilisenin altında yer alan 1,5 × 3,5 metrelik taş zindan, Burgazada’nın sessiz ama derin hafızasının parçalarıdır.

Heybeliada (Halki) – Eğitim, Doğa ve Tarihin Dengesi

Heybeliada, Prens Adaları içinde belki de en denge­li karaktere sahip olanıdır.
Eğitim, doğa ve tarih burada uyum içinde var olur.

Heybeliada… Doğa, eğitim ve tarihin sessiz dengesi.

  • Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn (1773)
  • Deniz Harp Okulu (1834–2016)
  • İnönü Köşkü ve Müzesi
  • Heybeliada Sanatoryumu ve Çam Limanı
  • Ruhban Okulu
  • Aya Triada Manastırı, Terk-i Dünya Manastırı, Aya Yorgi Manastırı
  • Rus Askerleri Anıtı
  • Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi ve Müzesi

Yemyeşil dokusu, sakin koyları ve tarihî yapılarıyla Heybeliada, başlı başına bütünlüklü bir dünyadır.

Büyükada (Prinkipo) – Adaların Tâcı

En büyük, en görkemli ve en çok hikâye barındıran ada kuşkusuz Büyükada’dır.
Adaların tâcı olarak anılması boşuna değildir.

Büyükada… En görkemli, en çok hikâye barındıran ada.

  • Hamidiye Camii
  • Troçki’nin Sürgünü ve Troçki Evi
  • Rum Ortodoks Yetimhanesi
  • Splendid Palas
  • Casino de Prinkipo
  • Aya Yorgi Kilisesi ve Manastırı
  • Anadolu Kulübü
  • Reşat Nuri Güntekin Evi

Bir zamanlar gördüğüm bu köşklerin çoğunu, sağlam ve zarif hâlleriyle hatırlamak, yaşamımın ayrıcalıklarından biridir.

Adaların Kültürel ve Sosyal Yaşamı

Sabah akşam şehir hatları vapur keyfi…
Rum meyhaneleri, yazlık sinemalar, dondurmacılar, mahalle esnafı…
Bayram sabahları, fayton sesleri, çamların arasındaki derin sessizlik…

Adalar bir yaşam kültürüydü.
Ne yazık ki bu kültürün izleri bugün artık silikleşmiş durumdadır.

Vefa, Hafıza ve Ruh

Prens Adaları bazen bir sürgün yeri,
bazen bir manastır hüznü,
bazen çocuk kahkahaları,
bazen kaybolan köşklerin sessiz çığlığıdır.

Benim için ise bir hayatın bütünüdür.

Bu yazıyı ve ardından gelecek olan Prens Adaları Serisi’ni, Adalar’ın ruhuna duyulan bir vefa borcu olarak kaleme almaya çalışacağım.
Çünkü Adalar yalnızca bir coğrafya değil; bir hatırlama biçimi, bir duygu hâli ve bir insanlık mirasıdır.

Bu mirasın eski hâline dönmesi belki artık mümkün değildir;
ama en azından dileyelim ki,
“İstanbul’un İncisi Prens Adaları”
daha fazla yozlaştırılmasın,
daha fazla tahrip edilmesin…

        

Adalar… Bir vapurla gidilen yer değil, bir ömür boyu taşınan hatıra.

Geçiş Paragrafı – Dizinin Başlangıcı

Bu iki bölümlük girişle birlikte, artık genel çerçeveyi geride bırakıyor;
bundan sonraki yazılarda Prens Adaları’nı tek tek, kendi tarihleri, insanları, yapıları, anıları ve kırılmalarıyla ele almaya başlıyoruz.
Her ada, kendi hikâyesiyle sözü devralacaktır;
biz de bu yolculuğu, hatırlamanın ve anlamanın izinde sürdürmeye devam edeceğiz.

Y.A.


Yalçın Alganer sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Yorum Yazın

Best Choice for Creatives
This Pop-up Is Included in the Theme